13 Şubat 2012 Pazartesi

TSK’da, yirmi yıldır, bin tane Ermeni ajanı, çeşitli kademelerde görev yapıyor

TSK’da, yirmi yıldır, bin tane Ermeni ajanı, çeşitli kademelerde görev yapıyor


Star Gazetesi Yazarı Aziz Üstel, dün “Heron’ları Gürbüz Çocuklar Ordusu mu düşürdü?” başlıklı çok ama çok kritik bilgiler içeren bir yazı yazdı:

Üstel, PKK’lılara “adamımız” diyen, Heronların PKK’lılara çok kayıp verdirdiğini, bu nedenle ya düşürülmesi ya da geri çekilmesini isteyen, bir üsteğmen, bir yarbay ve bir amiral arasında geçen konuşmayı ele aldı.

Üstel’e göre Ordu içindeki bu hainlikle, “Gürbüz Çocuklar”ın ilgisi var. O gürbüz çocuklar ise, Ordu içindeki Ermeniler.

İşte Üstel’in yazılamayanı yazdığı o yazısının ilgili bölümü:

Sahtekar Şeyh Nazım Kıbrısi'nin Osmanlı Şehzadesi Diye Tanıttığı Kişi Ermeni Çıktı


Şehzade Selim Gerçeği; Sahtekar Şeyh Nazım Kıbrısi'nin Osmanlı Şehzadesi Diye Tanıttığı Kişi Ermeni Çıktı.
Oyun içinde oyun... Bu kadroları kim kuruyor? Kendilerini şeyh, hoca, mehdi diye tanıtan bu şarlatanları kim yetiştiriyor? Onları hukuki anlamda kim dokunulmaz yapıyor? Nihai hedefleri neler?


http://www.gercekharunyahya.blogspot.com/ - http://www.gercekadnanoktar.blogspot.com/http://www.gerceknazimkibrisi.blogspot.com/ 

Hrant Dink'in iddia ettiği gibi Sabiha Gökçen Ermeni miydi?

Hrant Dink'in iddia ettiği gibi Sabiha Gökçen Ermeni miydi?

Hrant Dink, Ermenilerin Avrupa Birliği ve bazı devletler tarafından kullanılmasına karşı çıktığı ve Türkiye'deki Ermenilerin herkese sırt dönüp Türklerle iyi geçinmesi gerektiğini defaatle söylediği için ve en son olarak da Sabiha Gökçen'in Ermeni olduğunu ispat ettiği için öldürüldü.

Hürriyet Gazetesinin haberinden önce Dink'in Agos gazetesi Gökçen'i haber yapmış ve Ermeni olduğunu ispat etmişti...

Gökçen'in aslında Ermeni olduğu meydana çıkınca yakın tarihin tamamıyle yalan olduğu da iplik söküğü gibi meydana çıkacak... Çıkmaya da başladı...

Gökçen Ermeni, Kamal Yahudi, öbürü Rum, beriki Moskof tohumu...
Türk'ün son 150 senesinin her yeri ihanet, her yeri yalan tarih...


Hürriyet'ten Alıntılıyoruz;

-------------------------------------------------------------




Sabiha Gökçen mi? Hatun Sebilciyan mı?


Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi'nin iddiasına göre, Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, "Sabiha Gökçen teyzemdi" dedi. 
Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan Gazalyan, ilk Türk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in yeğeni olduğunu iddia etti. Dedesi Nerses Sebilciyan'ın 1915 olayları sırasında öldüğünü söyleyen Gazalyan ‘‘İki kızından biri Hatun, diğeri benim annem Diruhi'ydi. Hatun, Sabiha Gökçen'dir ve benim teyzemdir'' dedi.
Atatürk ve manevi kızı Sabiha Gökçen

Türkçe'mizi yıkan Ermeni Agop'u, Yahudi Mustafa Kemal Kurtarmış

Türkçe'mizi yıkan Ermeni Agop'u, Yahudi Mustafa Kemal Kurtarmış


Dilimizi dilim dilim... Agop Dilaçar

UYDUR UYDUR
7 Mart 1933: TDTC Genel Merkez Kurulu toplanır. Arapça ve Farsça’dan gelen kelimelere savaş açılır, yerlerine yeni “tilcikler” konması için karar alınır.

...İPE DİZ...
Valide yerine doğurgaç, baba yerine doğurtgaç, aşevi yerine otlangaç, belediye için uray, mebus için saylav, sanat için dorut gibi ucubeler dayatılır ki milletimiz Agopça der bunlara...

KAKINÇ, aldatı, YONTU, söylev, gömüt, imge, NESNEL, avunç, bağıt, kaydırgaç, erek, varsıl, Açgı, basçık, alnaç, alışkı, İÇERİK, ansıma, ÇAVLAN, ardıl,

Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim...
Ya bunlar Türkçe değil, ya da ben Türk değilim! Necip Fazıl Kısakürek

Efendim onurlandırdınız.
Ne yani gururlandırdınız mı demek istiyor, şereflendirdiniz mi? Yoksa müftehir mi oldu?
İzzetli, haysiyetli, namuslu, vakarlı, erdemli, hatırlı, itibarlı, muazzez, muhterem, saygıdeğer, seciyeli...
Onur, bunların hangisi? Yeni kuşaklar “hepsi” diyecekler, eskiler “hiçbiri!”
Bakıyorsunuz Osmanlıda Rüşdiye ve İdadi mezunları bile (orta lise) sular seller gibi Fransızca konuşuyorlar.
Peki biz niye kıvıramıyoruz? Lisanımız kısırlaşmış da ondan... Bin kelimeyle iktifa edersen olacağı bu, zihni melekelerimiz dumura uğruyor.
Herkesin ağzında bir “stres”. İyi de stresten maksadın ne güzelim? Dert mi, gam mı, kahır mı, keder mi, gussa mı, yeis mi, tasa mı, mihnet mi, elem mi, üzüntü mü, sıkıntı mı, endişe mi, kasvet mi, nedamet mi, melâl mi, enduh mu, füduret mi, hüzün mü, hüsran mı, hicrân mı, ızdırap mı, inkisar mı, kâbus mu, hafakan mı, teessüf mü, teessür mü, vehim mi, buhran mı, matem mi, gaile mi? Söyle hangisi?
Kısrak, beygir, aygır, tay, gölük, kadana, küheylan, safkan, ester, güre, kulun, midilli, rahvan... Bunların hepsi ayrı şeyler ama “at” deyip geçiyoruz alayına...
Araplar aslana esed deyip geçemiyorlar ama... Adam n’apsın? Lûgatında 20 ayrı aslan olunca...

BU LİSANLA MI?
Siyasilerimiz konuşuyor: Biizz Çin Seddinden Adriyatik kıyılarınaaa...
Ata yurda ne ile gideceksiniz sahi? Oturgaçlı götürgeçle mi?
İnanın insan özeniyor. İranlı ilk mektep talebeleri iki bin yıllık metinleri şakır şakır okuyor, biz (ki yaşımız elli) Rahmetli Menderes’in Yassıada müdafaalarını çözemiyoruz daha.
Türkçe artık Babür Şahın, Gazneli Mahmud’un, Hüseyin Baykara’nın ve Ali Şir Nevai’nin yaşadığı coğrafyada bile kullanılmıyor. Haberiniz olsun ağalar, Acemin dili patlamış gidiyor. Asya’da İran yükseliyor.
Evet Kabil’de, Gazne’de, Mezar-ı şerif’te, Kunduz’da Herat’ta oğuz boyundan kardeşlerimiz var ama ne yazık ki bizi anlayamıyorlar.

VURUN AGOP’A
Hep öyle olur. Söz dilimizdeki tahribattan açıldı mı yaylar gerilir, oklar bir Ermeni’ye döner anında.
Agop Dilaçar’a!
İyi de kimdir bu adam? Ne yapar? Nasıl yapar? Elinden kim tutar?
1. Cihan Harbi... Suriye Cephesi...
Asteğmen Agop Martayan Halep’te İngiliz subayları ile görüşüp konuştuğu için gözaltına alınır. Maksat ne olursa olsun, esirlerle temas affedilmez bir suçtur.
Sadece bizde değil bütün dünyada...
Onu ihanet-i vataniye cürmü ile zincire vurur, alır götürürler Şam’a. Belki de divan-ı harbe verilecektir, sorgudan sonra...
Kendi kendine “ben bittim” der, “demek ki buraya kadar...”

PKK Terörünün İçyüzünde Ermeni İhaneti Var

PKK Terörünün İçyüzünde Ermeni İhaneti Var


1. Ülkemizde bir buçuk milyon Kripto(gizli) Ermeni vatandaşımız olduğu iddia ediliyor. Bunun kaçta kaçı militanlık yapıyor? Bu militanlar hangi kurumlarda ve sektörlerde yuvalanmış, kadrolaşmıştır? Şimdiye kadar neler yapmışlardır? Amaçları nedir? Kripto Ermeni militan ve aktivistlerinin PKK hareketiyle ilgileri var mıdır? Gayeleri nedir?

2. Yine bir buçuk milyon Kripto(gizli) Yahudi olduğu iddia ediliyor. Bunların da kaçta kaçı militandır? Neler yaptılar, neler yapıyorlar? Hangi temel kurumlara sızmışlar ve kadrolaşmışlardır? Son yüz yıllık tarihimizdeki ağırlıkları ne kadardır?

3. PKK gerçekten bir Kürt hareketi midir, yoksa Ermeni emperyalizminin ve Siyonizmin kurduğu bir hareket midir?

Doğu ve Güneydoğu Niçin Boşaltılıyor?

Doğu ve Güneydoğu Niçin Boşaltılıyor?


Şu gerçeği kimse inkar edemez: 1980′lerden bu yana doğu ve güneydoğu Anadolu boşalmaktadır. Milyonlarca vatandaşımız evlerini, köylerini, bağ ve bahçelerini terk edip Batı’ya göç etmektedir. Diyarbakır, Adana, Tarsus gibi şehirlerde milyonlarca güneydoğulu vatandaşımız zor ve kötü şartlar altında yaşamaktadır. Şimdi keskin bir soru yönelteceğim: Doğu ve güneydoğu Anadolu boşalıyor mu, boşaltılıyor mu?

İkinci dehşetli bir gerçek: Doğu bölgemizde üç ile beş bin arasında köy boşaltılmış, milyonlarca vatandaşımız mağdur edilmiştir. Bu kütlevi (yığınsal) boşaltma işi sadece güvenlik sebebiyle midir, yoksa bu meselenin ardında gizli ve derin sebepler mi vardır? Varsa bunlar nelerdir? Bir diğer keskin ve yakıcı sorum şudur: Birtakım dış mihraklı güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri, doğu ve güneydoğuda boşalan yerlere ileride başka nüfuslar ithal edilmesini mi planlıyor ve düşünüyor?
Üçüncü bir gerçek: Bir kısım Ermenilerin Türkiye’den toprak ve arazi istekleri vardır. Geçenlerde bir Ermeni politikacı “Ermenistan’ın başkenti Kars olmalıdır” mealinde bir beyanda bulundu. İnternetten ararsanız Ermenilerin ülkemizin bir kısmını istediklerine dair binlerce site, makale, beyanat, bilgi ve belge bulursunuz.
Evet sorularımdan birini tekrarlıyorum: Doğu ve güneydoğu bölgemiz kasıtlı ve planlı bir şekilde boşaltılıyor mu?


Ermenistan'ın İlk Başbakanı Herşeyi İtiraf Etmiş; "Tehcir Kararı Doğruydu."

Ermenistan'ın İlk Başbakanı Herşeyi İtiraf Etmiş; "Tehcir Kararı Doğruydu."


İstanbul Ticaret Odası Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin 1923 parti konferansına sunduğu raporu Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca olarak neşrederek çok hayırlı bir hizmette bulunmuştur. Şimdi bu kitaptan bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Bu kitap ne bir hikâye, ne bir roman, ne de bir kurgudur. Tam anlamıyla bir belgeseldir. 1915 Ermeni Meselesine ilişkin tüm gerçekleri, dönemin önemli bir şahidinin kaleminden gözler önüne seren tarihî bir belgedir.

İlk Ermeni Başbakanının bu tarihî raporu Ermenistan’da yasaklanmıştır. Yayınların Avrupa’daki kütüphanelerde Taşnaklar tarafından toplatıldığı da biliniyor. Kitabın çeşitli dillerden yayımlanan basımları, Avrupa kütüphanelerinden toplatılmıştır. Kitabın kataloglarda adı var, ancak raflarda bulunmuyor.
Kaçaznuni, raporuna başlarken özellikle belirtiyor. Bu değerlendirmelere ağır bir düşünce süreci sonunda varmıştır. Ulaştığı sonuçlar, yüzeyselliğin ve iradesizliğin ürünü değildir ve birçoklarını kızdıracağını bilmektedir. Kaçaznuni, Taşnaksutyun Konferansına katılan delegelerden, önyargılardan sıyrılarak, kendisini sabırla dinlemelerini rica ederek şu tespitlerde bulunuyor:


Ermeniler Bir Milyon Müslümanı Katlettiler... Büyük Ermeni Soykırımı

Ermeniler Bir Milyon Müslümanı Katlettiler... Büyük Ermeni Soykırımı


1915 tarihli Ermeni Tehcir'ini (zorunlu göçünü) Ermeni soykırımı olarak görmek mümkün müdür? Bu konuda Ermenilerin ve Batılı bazı yazarların iddialarına nasıl cevap verebiliriz?

Meseleyi bir kaç yönden açıklamak gerekmektedir.

Birincisi; Tarih boyu Ermeniler, millet-i sâdıka sıfatıyla Osmanlı ülkesinde zimmî tabir edilen statüde yani Müslüman bir ülkenin gayr-i müslim vatandaşı sıfatıyla yaşamışlar ve Osmanlı Devleti, vatandaşlarına tanıdığı bütün hak ve hürriyetleri onlara da tanımışlardır. Şunu belirteyim ki, 1071'den yani 909 seneden beri, şayet bu uzun tarih dönemeci içerisinde biz Müslüman Türkler, azınlıkların hak ve hürriyetlerine saygı göstermeseydik, bugün Türkiye'de az da olsa azınlıklardan söz edilebilir miydi? Aynı tarih dilimi içerisinde İspanya'da Müslüman azınlıktan eser kalmaması, Avrupalılar, daha doğrusu Hıristiyan milletler ile bizlerin yani Müslümanların, bu konudaki gerçek tutumlarını göstermektedir. Ermenilere temel hak ve hürriyetler tanındığı gibi, İslâm Dininin koyduğu prensipler ışığında din ve vicdan hürriyeti de tanınmıştır. Tanzimat'tan sonra ve özellikle de İttihâdcılar zamanında, siyasi haklar, Müslümanlar kadar Ermeniler için de kabul edilmiştir. Hatta II. Abdülhamid, maalesef Ermeni katili diye itham bile edilmiştir. II. Abdülhamid döneminde Agop Paşa, Hazine-i Hâssa Nâzırıdır. İttihâdcılar ise Osmanlı Devleti'ne ihanet eden Gabriel Noradungiyan'ı Hâriciye nâzırı(Dış İşleri Bakanı) yapacak kadar basiretsizleşmişlerdir.

Bir Kısım Ermeniler Bizi İçimizden Vurmuşlardı...Türklerle savaşan Ermeni Lejyonları

Bir Kısım Ermeniler Bizi İçimizden Vurmuşlardı...Türklerle savaşan Ermeni Lejyonları

Bir kısım Ermeniler, Balkan savaşları (1912-13) ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye düşmanları ile ittifak yapmış ve onlarla birlikte, gönüllü Ermeni birlikleri kurarak Türklere karşı savaşmıştır.
1914-17 yılları arasında, Ermeni gönüllü birlikleri Çarlık Rusyası ve İngiltere ordusunda Türklere karşı yürütülen hizmetlerde muharip olarak hizmet görmüştür.
Ermeniler, Türkiye ile savaş halinde olan Fransa ile 1916'da bir anlaşma imzalamışlar, Adana'da ve Arara'da (Filistin) Osmanlı ordusuyla çarpışmışlardır.
Osmanlı vatandaşı olan bir kısım Ermeniler, Van'ı zapt eden Rus ordusunu kurtarıcı gibi karşılamış ve Müslümanlara soykırım uygulamıştır.
(Bir kısım Yahudiler de Birinci Dünya Savaşı'nda Siyonist lejyonlar kurarak İngilizlerle birlikte Çanakkale ve Filistin cephelerinde Türklere karşı çarpışmıştır.)
Ermenilerin Osmanlı devletine baş kaldırmaları, Osmanlı'nın düşmanlarıyla işbirliği yapmaları, Osmanlı'ya karşı savaşmaları kendi aleyhlerinde netice vermiştir.

Ermenilerin bu coğrafyada var olmaları, kimlik ve kültürlerini muhafaza ederek yaşamaları Osmanlı barışı altında mümkündü.
Osmanlı düşmanı Ermeniler vehimlerinin, ihtiraslarının, misyonerlerin ve Emperyalistlerin kurbanı olmuşlardır.
Elbette bütün Ermeniler böyle yapmamışlardır ama neticede kurunun yanında yaş da yanmıştır.
Ermeniler yanlış ata oynamışlar ve kumarı kaybetmişlerdir.
Bir halk, bir "Millet" için en önemli şey hayatta kalmak, varlığını sürdürmektir. Ermeni komitacıları, Büyük Ermenistan hayalleri uğrunda Ermeni halkının varlığını yok etmişlerdir.
Ermenilerin misyonerlere ve Emperyalistlere kanması onlara çok pahalıya mal olmuştur.

Ermeniler (Detaylı bir tahlil ile Ermeni dosyası)

Ermeniler (Detaylı bir tahlil ile Ermeni dosyası)


Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in torunu Hayk’ın soyundan türeyen bir kavim. Frikyalıların, Hititlerin kolları olduğu söylendiği gibi, Turânî bir ırkdan olduklarını söyleyenler de vardır. Ancak dilleri Hind-Avrupa dil ailesine mensûbdur.

Ortaçağda Arap hâkimiyeti altında yaşayan ermeniler, Bizans’ın desteğiyle Bağratuni ailesine mensup Aşot’u kral îlân ettiler. Daha sonra da Bizans hâkimiyetine girdiler. Bizanslılardan zulüm gördükleri zaman müslüman-Türklerin yanında yer aldılar. Bâzı ermeni kaynaklarında geçen; “Allah, sapık Rumlaların fenalıklarını ortadan kaldırmak için, Türkleri Anadolu’nun fethine me’mur etti” sözü, bunun ifadesidir. Müslüman-Türklerin idaresi altındaki yerlerde din serbestliği ve adalet içinde yaşayan ermeniler, Selçuklular devrinde, Toroslar ile Malatya bölgelerinde prenslikler kurmaya çalıştılar. Bu sırada düşman oldukları Bizanslılardan faydalanmak için de Ortodoksluğu kabul ettiler. Haçlı seferleri sırasında hıristiyanlarla birlikte hareket ederek asliyetlerini ortaya koydular. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, Karamanoğulları ve Ramazanoğulları beyliklerinin hâkimiyeti altında azınlık olarak yaşadılar. 1375’den sonra Anadolu’da Türk birliğini kurmaya çalışan Osmanlılar idaresinde, o zamana kadar görmedikleri bir huzur ve güvene kavuştular. Tîmûr Han’ın Anadolu seferi sırasında Yıldırım Bâyezîd Han’ın ordusuna katıldılar. Sonraki pâdişâhlar devrinde de devletin zımmî reâyası olarak huzur ve dirlik içinde yaşadılar. Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’u feth etmesinden sonra buraya gelen ermeniler, Fâtih’in izni ile bir patrikhâne kurdular. Ayrıca zanaatkar, mîmâr, tüccar olarak bağlılıklarına güvenilen ermeniler, İstanbul’un Samatya Topkapı, Kumkapı, Edirnekapı gibi önemli semtlerine yerleştirildi. Samatya’daki Sulumanastır kilisesi kendilerine verildi. Burasını patrikhâneye çevirip serbestçe ibâdet yaptılar.

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu güne değin en çok tıklanılanlar

Öne Çıkanlar